Varoluşçu Terapinin İlkeleri

Varoluşçu psikoterapi, insanın insan oluşundan doğan meseleleri merkeze almaktadır. Örneğin, hepimiz kendimizi seçmediğimiz bazı koşulların içerisinde bulduk. Doğduğumuz yer, anne babalarımız, hatta doğmak isteyip istemediğimiz dahi bizim elimizde değildi. Bununla birlikte içinde bulunduğumuz şartları esnetebilme ve farklı koşullar yaratabilme özgürlüğümüz var. Burada insan olmaya dair bir mesele çıkıyor karşımıza; seçim yapabilme özgürlüğümüz ve seçtiklerimizin sorumluluğunu alma halimiz. Bu iki durumun sınırları bazen bulanıklaşabiliyor ve sonuç olarak bazı sıkıntılar deneyimleyebiliyoruz. Seçeneklerimiz çokken hiç yokmuş gibi hissedebiliyoruz veya artık elimizden hiçbir şeyin gelmediği durumlarda şartları inatla zorlayabiliyoruz. Sonuç olarak da kaygı, umutsuzluk, depresyon ve benzeri birçok hal içine girebiliyoruz. Kendimizi gündelik hayatta "özgürlük ve sorumluluk" gibi birçok ikilem içinde bulmaktayız. Sonluluk ve aşkınlık, belirsizlik ve kontrol edilebilir olma, anlamlılık ve anlamsızlık, yalnızlık ve ilişkisellik bunlardan birkaçı yalnızca. Varoluşçu psikoterapi, danışanların somut deneyimlerine bu ikilemler bazında yaklaşmaktadır. Danışanlar bazen bu ikilemlerin bir ucunu çok deneyimlerken, diğer ucunu görmezden geliyor olabilir. Örneğin, tüm insanlar deneyimsel olarak yalnız bir varoluşa sahiptir; duygularımızı bizden başkası hissedemez, aklımızdan geçenlere  başkaları erişemez, bizim yerimize bizden başkası ölemez. Bu ikilemin bir ucu, diyebiliriz. Diğer uçta ise ilişkisellik yatmaktadır. Yalnızlığın yanı sıra ilişkisel bir varoluşa da sahibiz; tek başına bir adada dahi olsak konuşmalarımızda, düşünce şeklimizde, davranışlarımızda her dair daim "diğerleri"nin izleri mevcut olacaktır. Ayrıca deneyimlerimiz sanılanın aksine tek başına yarattığımız bir şey değildir; her bir deneyimimiz dünyadan kopuk şekilde değil, bir bağlamda meydana gelmektedir.

Spinelli (2007) varoluşçu fenomenolojik bakışın üç önemli ilkesi olduğunu ifade etmektedir. Bunlar ilişkisellik, varoluşsal belirsizlik ve varoluşsal anksiyetedir. Bu makalede bu üç ilkenin kendini nasıl gösterdiğini aktaracağım. Burada öncelikli olarak söylenmesi gereken şey bir araştırmacının, kendini hiçbir zaman incelediği nesneden ve inceleme sürecinden ayrı düşünemeyeceğidir. Bu da birbirinden ayrı özne ve nesnenin aslında olmadığı anlamına gelir. İlk ilke olan ilişkisellik de bu zeminden hareket eder. Varoluşçu bakışa göre terapist, danışanını uzaktan izleyen, ondan ve süreçten etkilenmeyen bir konumda değildir ve danışanını izole bir araştırma nesnesi olarak görmez. İlişkiselliği temel alan terapist, tüm dikkatini danışanla arasında anlık olarak ilerleyen özneler arası alana vermektedir. Varoluşçu fenomenolojik yaklaşıma göre bu ilişkiselliğin haricinde tek başına, dünyadan ve diğerlerinden kopmuş bir öznellik düşünülemez. Öznellik de aslında ilişkiselliğin bir parçası ve onun başka şekilde ifade bulmuş hali olarak görülür. Diğer yaklaşımlar, danışanın kendini kabul edip gerçekleştirmesinin önemini dillendirir, bireyselliği ve özerkliği vurgularken varoluşçu bakışa göre ulaşılacak hakiki bir kendilik yoktur. Danışanın ilişkiselliği temel alarak keşfedeceği kendine has varoluş alanları vardır yalnızca. Bu ilişkisellik süreç belirttiği için üzerine düşünürken de sabit bir tanımlama değil, sürekli bir keşfetme gerektirir. Varoluşçu yaklaşımın ikinci ilkesi varoluşsal belirsizliktir. İlişkisellik bir başlangıç noktası olarak ele alındığında, insanın yalnızca kendine ait ve kendi içinde olup biten bir varoluştan söz etmesi artık mümkün değildir. Bu durum da mutlak gerçeklikten ziyade belirsizliği ve değerlerin çokluğunu beraberinde getirmektedir. İnsan sayısı kadar deneyim söz konusudur ve bunlar birbirleriyle çelişmekte olsa da biri diğerinden üstün değildir. Bu gerçeklikler, insanı herkes için ve her koşulda geçerli olan mutlak doğruya ve tamamlanmaya götürmez. Dolayısıyla değerlerimiz, inançlarımız, dünya görüşümüz her zaman bir parça eksiklik taşımakta ve sürekli değişim göstermektedir. Varoluşun bu temel ilkesi, danışanın yeni olasılıklara her zaman açık olmasını ve varsayımlarına sıkı sıkı tutunmamasını talep eder. Bu varsayımların gerektiğinde gözden geçirilmesi, bireyin kendisi ile olan ilişkisini de değiştirmektedir. Her değişen değer, değişen bir kendilik anlamına da gelmektedir ve varılacak nihai bir öz yoktur. Varoluşçu bakışta danışanın kendini tanıma süreci de bu belirsizlik ve geçicilik üzerine temellendirilmektedir. Üçüncü ve son ilke ise varoluşsal anksiyetedir. Bu kavram en temel anlamıyla, insanın içinde olduğu ve nihai bir çözüm bulamadığı varoluşsal durumuna verdiği karşılığı ifade eder. Buradaki anksiyete, kişinin anlam ve anlamsızlık, yaşam ve ölüm, kesinlik ve belirsizlik gibi ikilemler arasında bir sarkaç gibi gidip gelen varoluşundan doğmaktadır. Buradaki anksiyete, modern psikolojinin anksiyete kavramından oldukça farklıdır. Ayrıca bunu yalnızca varoluşu üzerine derin düşüncelere dalmış filozoflar, entelektüel ilgi alanlarına sahip bireyler deneyimlememektedir. Varoluşa dair her konuda geçerli olduğu gibi buradaki anksiyete de kültürel ögelerden bağımsız şekilde herkes için geçerlidir. İçinde bulunduğumuz zaman, mekan, demografik özelliklerimiz, yetiştirilme tarzımız gibi unsurlar varoluşa verdiğimiz yanıtı etkilese de varoluşun getirdiği meseleler evrenseldir. Varoluşsal anksiyetenin her ne kadar bireyi çaresizliğe ve umutsuzluğa iten bir yönü olsa da insanı varoluşunun getirdiği canlılığa ulaştırma potansiyeli de taşımaktadır. Varoluşun çelişkilerine bizi anksiyeteden azat edecek nihai bir yanıt verme çabası bireyi fobilere, bağımlılık ile ilişkili sorunlara veya obsesif kompulsif davranışlara itebilmektedir. Spinelli (2007) bu üç ilkenin varoluşsal psikoterapi açısından bir başlama noktası, bir zemin gibi görülebileceğini ifade etmektedir. Psikoterapide hem evrensel olan üç varoluşsal ilkenin hem de biricik olan danışanın ilişkisel dünyasının araştırılmasını savunmaktadır (Spinelli, 2007).

KAYNAKÇA

Spinelli, E. (2007). Practising existential psychotherapy: The relational world. Los Angeles: Sage Publications.

Yazar Hakkında

Uzm. Klinik Psikolog Serpil İçer

Uzm. Klinik Psikolog Serpil İçer
Müsait Değil

Varoluşçu Psikoterapist / Bireysel Yetişkin Terapisi
  • $ 18.00

Uzm. Klinik Psikolog Serpil İçer
Meşgul

Varoluşçu Psikoterapist / Bireysel Yetişkin Terapisi

  • $ 18.00
    Randevu bilgileri yükleniyor, lütfen bekleyin
Merhaba, yetişkin bireylerle online olarak seanslar yürütüyorum. Farklı bakış açılarından faydalanmakla birlikte varoluşçu terapi uyguluyorum. Görüşmelerimiz 45 dakika sürmekte ve genellikle haftada bir gün olacak şekilde planlanmaktadır.
Anksiyete Depresyon İlişki ve duygusal sorunlar Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) Özgüven Eksikliği Sosyal fobi Uyku bozuklukları Yas Danışmanlığı Yetişkin Psikolojisi Kaygı